BAŞKANIN MESAJI

 

Değerli Meslektaşlarım,                                                                                              Eylül 2006

 

Tanrının yarattığı en kutsal varlık olan insan bedeninde varolan o eşsiz işleyiş mekanizmaları anlaşıldıkça, bu mükemmel yapıya hayran kalmamak  mümkün değil. Son elli yılda, hücreler ve organlar hakkında bilgilerin bir çığ gibi büyümesi, bir yandan  bu muhteşem yapıya olan hayranlığı arttırırken bir yandan da bizleri daha fazla bilgi edinmeye zorlamaktadır.

 

Hekimler ve mühendisler, uğraşı alanları açısından birbirlerine çok uzak gibi görünseler de aslında, üzerinde çalıştıkları yapıyı fonksiyonel hale getirmeyi hedeflerler. Bir hekim insan vücuduna, bir mühendis bir makinaya yaklaşırken benzer analitik süreçleri izler ve zorlukları benzer yöntemlerle aşarlar.

 

İnsanlığın ilk yıllarından beri içinde yer edinmiş olan yaşamın sırlarını keşfetme dürtüsü, öncülerinden biri olan Aristo’dan başlayarak günümüze dek uzanan biyomekanik çalışmalara esin kaynağı olmuştur. Canlı bir yapının işleyişini üstlenecek mühendislik harikası mekanik sistemler yaratarak kimi zaman yaşamı kurtaran, kimi zamanda yaşamı kolaylaştıran sistemler geliştirmek bu çalışmaların ana amacı olmuştur. Bu gün artık biyomekanik biliminin çatısı altında hedeflere daha kolaylıkla ulaşılabilmektetiz.

 

Genetik alanında çalışan bilim insanlarına göre insan ömrü 120 yıla kadar uzanabilecek bir potansiyel taşırken,  hastalıklarla hız kazanmış organ ve doku kayıpları bu potansiyeli törpülemektedir. Bu handikaplara yönelik olarak ortaya koyduğumuz biyolojik çözümlerin biri olan doku ve organ nakilleri, yıllardır uygulanan ve konvansiyonel hale gelmiş tedavi metodlarıdır. Ancak her geçen gün organ naklindeki artan  ihtiyaç, talebin karşılanamayacağı boyutlara ulaşmıştır. Bu talebe parelel olarak artmayan organ havuzu, özellikle sağlık organizasyonlarında yeni gelişen ülkemizde gelinen noktadan baktığımızda, organ transplantasyonlarında gelişmiş ülkelerin onda biri seviyesinde bile değildir. Kaldı ki binbir güçlükle yapılan organ nakillerinin büyük bir kısmında, birkaç yıl sonra o organda meydana gelen değişimlerle organ yetersizliğinin nüks etmesi olgusu, transplantasyonu kalıcı bir çözüm olarak görmenin en önemli kısıtlayıcılarından biridir. Transplantasyon şansını bulamadan hayatını kaybeden milyonlarca insan yanında, şanslı transplant hastalarınında uzun süreli yaşam imkanlarının sınırlılığı, mekanik çözümler başta olmak üzere diğer alternatiflerin geliştirilmesine yönelmeyi zorunlu hale getirmiştir.

 

Bunlardan biri, insanlar arası organ transplantasyonunun yanısıra, hücresel çalışmaların yoğunlaşmasıyla, insanın kendi hücrelerinden üretilen vücud içinde veya dışında çalışabilen rafine bir organ elde edilmesi yönündeki çalışmalar hız kazanmıştır. Bu çalışmaların sonuçlarını önümüzdeki 15-20 içinde ayrıntılarıyla alabileceğiz. Diğeri ise organları birebir taklid eden veya fizyolojiye uygun çalışma prensipleriyle destek vererek fonksiyonel yetersizliğine çözüm yaratan mekanik yapay organlardır.  Bir yandan bu çalışmalar devam ederken bir yandan da insan vücuduna uygun biomateryellerin geliştirilmesiyle giderek artan yarı veya tam mekanik yapay organların yapımı ve hastaların tedavilerinde nihai hedefe yönelik çok kulvarlı güzel bir yarışı ortaya çıkarmıştır.

 

Yapay organ ve destek sistemleri geliştirilirken temel konsept, multidisipliner yoğun bir çalışmadır. Özellikle yoğun anatomi, histoloji, fizyoloji, biyokimya, biyofizik ve patoloji gibi temel tıp bilimlerini özümsemiş tıp insanları ile güçlü bir analitik mekanik bilgisine sahip mühendisler, bu multidisipliner çalışmanın çekirdek grubunu oluştururlar. Moleküler ve sitomekanikten başlayarak yapay organlar mekaniğine dek uzanan geniş spektrum içinde düşünüldüğünde, önümüzdeki elli yılın insan evriminin bir başka boyutta devam ettiği ve edeceği yıllar  olacağını tahmin etmek zor değildir.

 

Gerek ülkemizde gerekse dünyada yapay organ ve destek sistemleriyle hayatın uzatılması ve yaşam kalitesinin arttırılması, biyomekanik ürünlerin giderek birçok alanda klasik, konvansiyonel tedavi metodunun bir parçası olmalarını sağlamaktadır. Teknolojideki gelişmelerin tıbba uygulanması insanın ortaya çıktığından itibaren değişmez hedefi olan uzun yaşama arzusuna yönelik gibi algılansa da, bu durumun  büyük bir ekonomik döngüyü de beraberinde getirmektedir.  Organ yetersizliklerinin yol açtığı sağlık finansman boyutlarının tahmin edilenden çok daha büyük boyutta olduğu anlaşılmaktadır. Örneğin Amerika’da kalp yetersizliği için yılda harcanan finansman gideri 50 milyar dolar boyutundadır. Bu nedenle son yirmi yılda yapay organlar ve destek sistemlerinin yapımına yönelik çalışmaların artmasında bu gerçeğinde etkisi gözardı edilemez.

 

Çağımızda yapay organ ve destek sistemi olarak ortaya çıkan ürünlerin ihtiyacı olan insanlarda yaygın kullanılamamasının en önemli nedeni, hiç şüphesiz  yüksek düzeyde bulunan fiyatlarıdır. Örneğin bir yapay kalp programının bir merkezde kurulmasının maliyeti 1 milyon doları bulmakta ve bu konuda yapılan her uygulama ortalama 100-150.000 dolar civarında bir harcama gerektirmektedir. Bunun yanında ülkemizde,  bu sistemlerin sağlık sigorta sistemlerince karşılanması mevzuatlarda bile bulunmamaktadır. Böylece ülkemizde, bu konularda rutin uygulamalar ve gelişmeler beklemek şimdiye kadar hayalden öte görülmüyordu. Görülen o ki önümüzdeki on yıllar boyunca da yurtdışından getirtilen bu sistemlerin fiyatlarında önemli bir düşme olmayacaktır.

 

Ülkemizde son 10 yılda, gerek tıp gerekse mühendislik bilimleri alanlarından araştırmacıların, özellikle eğitimleri sonrası yurtdışında referans merkezlerde yapay organlar ve destek sistemleri konusunda kendini geliştirdiklerini görmekteyiz. Buna paralel olarak, ülkemizin endüstriyel ve sanayi kabiliyetleri de sürekli gelişmektedir. Bu üç grubun yani hekimler, mühendisler ve endüstri gruplarının yapay organlar ve destek sistemleri konusunda ortak bir platformda başlayacak yakınlaşmaları sonucunda, ulusal yapay organ ve destek sistemleri teknolojilerinin de doğabileceği büyük bir ülküye dönüşebilir kanatindeyim. Bu sürenin başlangıcında bu tip sistemler konusunda grupların ve halkın doğru bilgiye ulaşması, yapay organ ve destek sistemlerinin tedavi metodları olarak yaygınlaşması ve gelişmesinde itici güç olan toplumsal kabul görme anlayışının yerleşmesinde köşetaşı olacaktır. 

 

İşte bu temel esaslar çerçevesinde birkaç idealist hekim ve mühendis arkadaşımızla biraraya gelerek kurduğumuz “yapay organlar ve destek sistemleri derneği”, kısaca TÜYOD, ülkemizde mevcut dinamikleri harekete geçirme amacıyla tarihsel ve işlevsel bir rol üstlenecektir. TÜYOD platformunda oluşacak multidisipliner sinerjinin ulusal yapay organlar ve destek sistemleri teknolojisinin ülkemizde kurulması ve geliştirilmesinde itici bir güç olacağına inancım sonsuzdur.

 

Sevgi ve saygılarımla

   







Yapay Organlar ve Destek Sistemleri Derneği